Laf üretmekte dünya rekoruna koşan etkili ve yetkililerimiz, iş ve aş
üretmek konusunda en sonda yer alan ülkeler arasına çoktan girdi bile.
Ne en Doğu ilimiz Iğdır esnafının siftahsız esnemesini ciddiye alan var...
Ne de en büyük kentimiz olan İstanbul'daki bankaların önünde kuyruk
oluşturup emekli maaşını almaya çalışan emeklileri dinleyen var...
Esnaf Doğu'da kan ağlıyor...
Esnaf her yerde kan ağlıyor...
Adım adım Tütkiye'de...
Emekliler başta olmak üzere;
Her mekânda inim inim inleyen sabit gelirli var...
Yine adım adım Türkiye'de...
Vatandaşa saat hızı oldukça yüksek ve de uyduruk gündem üreteneler,
Vatandaşın günlük yaşamını bir kurnaz kılığında teğet geçmekten zevk
alır oldular.
Acı gerçek şu ki, her şey 7 yıl öncesinden daha kötü.
Acı gerçek şu ki, vatandaş şaşkın ve de ürkek.
Acı gerçek şu ki, vatandaş siyaset dünyasında ayaklar altına alınan
değerlerinin üzüntüsü içinde.
Ne 'AK' diyene inanıyor, ne de ''DOĞRU' diyene...
Ne siyaset adına zeytin yağı olup üstte kalanı görüyor, ne de kendi
kabında ağırlığı kadar yer tutanı...
Bir soyal bunalım ki, eteğinde yaşadığı Ağrı Dağı'nın başına çıkarak
Ankara'ya bağırmak isteyen Iğdırlı da haklı...
Çamlıca Tepesi'ne çıkarak Ankara'ya seslenmek isteyen İstanbullu da haklı...
Çünkü giderek daha da ezilmekte...
Çünkü giderek daha da silinip gitmekteler...
Tüm bunları; görüyor, duyuyor, yazıyoruz...
Elbette ki, kendimizi onların ''müşterek sesi' olarak görüyoruz.
Ne yalakalık yapacak yapıdayız, ne de yağlı kapılardan bir siyasi
beklentimiz var...
Doğruya doğru, eğriye eğri...
Görüp de görmezlikten gelenler utansın, duyup da duymazlıktan gelenler utansın.
Vatandaşın acıklı halini bir yana bırakarak, oraya buraya yağ sürenler utansın.
Buyursunlar halkın arasına, buyursunlar emekli kuyruklarına,
buyursunlar en Doğu'dan en Batı'ya...
Gördüğü halde körlüğünden, duyduğu halde benliğinden, bildiği halde
insanlığından utansın.
Önce utansınlar, sonra da vatandaşın gerçek sorunlarına tercüman
olsunlar tercüman...
Dışarıdan ve de içeriden birileri istiyor diye; bir Ordu'ya, bir
Yargı'ya, diğer muhaliflere saldırma işinden uzaklaşsınlar artık.
Sadece laf üreten siyasal iktidarları alkışlamaktan kenar dursunlar artık.
Uyansınlar ve de görsünler!..
Görsünler ki, bu ülkenin giderek çivisi çıkıyor; bir yanda sosyal
barışı tehlikeye girerken, öte yanda ekonomik zorluklar altında nice
onurlar eziliyor.
Tuzu kurular ve de duyarsızlar dışında, kimse bu gidişattan memnun değil.
Ağzı olan, '' ne olacak halimiz, ne olacak bu ülkenin hali?'' Diyor.
Hem Ankara'nın oyalayıcı günlük boş gündemlerinden bıkmışlar.
Hem her seferinde bir fırsatını bulup durmadan sadece konuşan
hükümetten bıkmışlar.
Hem de bu hükümetin yanlışını görmezlikten gelen bir acayip zamane
medyasından bıkmışlar.
Batan geminin güvertesinde, umutları tükenen nice yolcular misali;
Ne rotadan beklenti var, ne de kaptan köşküne kurulan laf üreticilerinden....
Geçen yıl kötüydü.
Bu yıl yine kötü...
Gelecek yıl daha da kötü olacak.
Ne Iğdır'ın esnafı gülecek, ne de İstanbul'da emekli kuyruğunda bekleyenler...
Bir oradakiler ''yaz kardeşim yaz...'' Dedi
Bir de buradakiler...
Zaten işimiz bu. Elbette ki yazarız.
Ülkesini ve de halkını sevenler hiç durur mu?
Hiç korkaklar sofrasına oturur mu?
Hiç o batan gemide kendisinin de olduğunu unutur mu?
Ülkenin çıkan çivilerinin yerine parmak basmak varken...
Hiç bal tutup, parmak yalamak olur mu?