-Kardeş, ben İzmir’deyim, dedim.
-Hemen geliyorum, dedi.
Çok geçmeden de geldi ve kucaklaştık. Aslında İzmir’ de değil Manisa’ da oturuyor ve Manisa Celal Bayar Üniversitesi’ inde öğretim üyeliği yapıyordu. ‘İzmir’e yolun düşerse mutlaka ara görüşelim,’ demişti.
Hemen hemen aynı yaşlardaydık ve hemşeriydik. Hatta hanımı tarafından akrabaydık da... Hanımı benim amcamın kızıydı.
Beraberce her İzmir’ e gidenin uğradığı ve gezdiği Kordon Boyu’ na gittik. Deniz kıyısında bir kahvede oturup sohbete daldık. Nelerden konuşmadık ki... Çocukluğumuzun kokusu gelen Iğdır’ dan, yürek vatandaşı olduğumuz Azerbaycan’ dan, ortak tanıdıklardan ve kitaplardan kitaplardan...
O yıl benim ‘Son Cennet’ romanım yayınlanmıştı ve yayınlanır yayınlanmaz İrfan Murat Bey’ e de göndermiştim. O kadar işinin arasında çabucak oturup okumuş ve bir edebiyat hocası olarak da bana teşvik edici sözler söylemişti.
Dertlerimiz, kaygılarımız, ümitlerimiz, hayallerimiz ve hedeflerimiz hemen hemen aynıydı.Aramızda uzak mesafeler olsa da ülkemizi ve halkımızı bekleyen tehlikelerden uzak ve habersiz değildik.
Belki yanlış bir yargıda bulunuyorum ama bana 70’ li, 80’ li yılların gençlerinin memleket, millet konusunda daha duyarlı olduklarını ve kendilerini daha iyi yetiştirdiklerini düşündüm hep. Bilgisayarların, internetin hayatımızada olmadığı bu dönemlerde insanlar kitap ve kütüphanelerle daha çok haşır neşirdiler.Şimdi her elde bir diz üstü bilgisayarı görürüken, o dönemlerde de her talebenin koltuğunun altında bir kitap görmek mümkündü.O kitaplarda çoğunlukla ümit olurdu.Her aklına esen ülkeyi kısa zamanda nasıl düze çıkaracağını kendi ideolojik görüşlerine göre anlatır ve bizlerin de inanmasını isterdi. Çoğuna inanmazdık ama ciddi ciddi okurduk.
O tür okumalar bizleri çok’ bilgili’ yapmasa da halkımız ve ülkemiz hakkında daha duyarlı olmaya sevkediyordu.
İrfan Murat beyle yaptığımız sohbette ne kadar edebiyat konuşsak da dönüp dolaşıp sözü ülkemize ve milletmize getiriyor, yaptığımız çalışmalarda ne kadar yararlı olabildiğimiz hakkında kendi kendimizi yokluyorduk.
İrfan Murat Bey kendi gücü ile kendini geliştiren ve çok iyi yerlere gelebilen insanlarımızdan biridir. Öyle Iğdır gibi Türkiye’ nin en uç noktasından kalkıp büyük şehirlere gelmek ve orda bilgisi, çalışkanlığı ile iyi bir yer edinmek hiç de kolay değildir. Ama o bunu en zor dönemlerde başarmıştır.1984 yılında Atatürk Üniversitesi’ ni bitirmiş,1984 yılı 1996 yılları arasında Ege Üniversitesi’ nde Türk Dili Okutmanı olarak çalışmıştır.Sonra Polonya’ da Varşova Üniversitesi-Orientalistika Fakültesi’ inde ders vermiş, ardın da Celal Bayar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’ inde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Anabilim Dalı Başkanı olmuştur.
Bizde vazife başında olan insanların çoğu belki de vakit darlığından pek telif eserlere imza atamazlar. Ama İrfan Murat bey hem birbirinden ilginç kitaplara hem de uzun araştırmalar neticesi ortaya çıkmış ilmi makalelere imza atmıştır.
Onun ve arkadaşlarının yaptıkları katkılarla Azerbaycan’ ın Milli Lideri Mehmet Emin Resulzade’ nin dergilerin tozlu yaprakları arasında kalmış ‘Azerbaycan Cumhuriyeti, İran Türkleri ‘ gibi makaleleri açıklamalar ve düzeltmelerle kitap haline getirilmiş ve Azerbaycan için çok önemli bir döneme ışık tutulmuştur.
Yine 1900’ lü yılların en önemli aydınlarından biri olan Ömer Faig Numanzade’ nin hatırları da İrfan Murat Bey ve arkadaşlarının çabası sonucu yayınlanmış ve okuyucuların dikkatlerine sunulmuştur.
Aziz dostum, Azerbaycan’ ın ölümsüz şairi Mehemmed Hüseyin Şehriyar’ ın ‘Yalan Dünya’ şiiri hakkında hacimli bir makale yayınlamıştır. O makaleyi okurken, İzmir, o kısa zamanda yaptığımız heyecanlı ve duygulu sohbet, gurbetlik, hasret, dünyanın geçiciliği aklıma geldi ve yüreğime hüzün doldu ve dilimden Üstad’ ın o ölümsüz mısraları döküldü:
Yaman kurgu! Yıkılaydın!
Tufanlarda boğulaydın!
N’olaydı bir dağılaydın
Bizi derde salan dünya!