Yusuf TAZEGÜN
Hafız-ı Şirazi'yi Anlamak
06 Ocak 2011          2138 kez okundu.         Yazar E-posta:
“ Hiç şüphesiz; o münacat anlarında, yalnızlık köşemize çekilip Rabbimizle baş başa kaldığımız zamanlarda, Ona söyleyebileceğimiz en güzel sözleri şiirlerle birlikte takdim etmek; bizim sevgimizi çoğaltacak, bağlılığımızı arttıracak ve netice itibariyle Rabb'ul âleminin de bize nazar etmesini sağlayacaktır. „
Hangi insan şiirin bu denli derin etkisini ve ruhları semalara kanatlandıran gücünü inkâr edebilir, tabii ki yalnızca kalpleri katılaşmış, temiz duygulardan yoksun, zavallı, duygusuz insanlar.

Şiir; her mısrasında ruhumuzda fırtınalar oluşturur ve böylece fırtınalarımızı dindirir, bizi aram kılar, ruhumuzu okşarcasına sakinleştirir. Şiir; bir ressamın kelimelere dökemediği duygu ve düşüncelerini resmine yansıttığı gibi, sözcüklerimizin, duygularımızın, kavramlarımızın, ideallerimizin, heyecanlarımızın ve düşlerimizin resmini çizer, ama resim değildir. Şiir; insanların düş, düşünce ve duygu dünyasında özgün, sanal, düşsel mekânlar kurar; ama mimarlık değildir.

Nice içi yanıp kavrulanlar, nice iç âleminde fırtınalarla boğuşanlar ve nice kendini içine gömen insanlar vardır ki bir muamma gibi yaşar durur da halini arz etme cesaretini kendisinde bulamazlar, oysa şiir kendini ifade edebilmeyi öğretir ve sonrasında daha fazla açılmayı.

Bu bağlamda onca şairin içinde Hafız-ı Şirazi'nin  yeri benim için hep bir başka olmuştur. Hafız'ı ilk olarak daha çocuk denecek yaşlardayken bir gönül ehli hocamızın sohbetinde dinlemiştim, insanın fıtratına, duygularına ve gönlüne hitap eden o mısralar beni pek etkilemişti. Daha sonraları da Üstad Mutahhari ve Ali Şeraiti'nin kitaplarında okumuştum. Farsçayı öğrenip, Hafız'ın divanını okuduğumda ise onun diğer tüm şairlerden ne kadar farklı olduğunu anladım. Mevlana, İbni Fariz, Sadi, Feyz Kaşani, Attar, Iraki velhasıl hiçbir şair Hafız'ın yerini tutamaz, hepsi bir çıra misali yanarak şiirler yazmışlarsa Hafız bir orman gibi yanarak söylemiştir. Duyarlık olarak Farsça edebî gelenek içinde ruh akrabalığı kurabileceğimiz şairler elbette vardır, örneğin bir Mevlana, bir Fahruddin Iraki şiiri, ama Hafız'ın şiirinin onlarla da müşterek noktası sadece şiirin iklimi, zemini ile ilgilidir, lakin tarz ve eda kesinlikle farklıdır.

Evet, Hafız'ın şiirleri "zor şiir"dir, fakat anlaşılmaz değildir, her mısrada onlarca üstün ve ulvi maarifi içinde barındırmaktadır. Nitekim Allame Tabatabai gibi büyük âlimlerden bazıları Hafız'ın şiirlerine sayfalar dolusu şerhler yazmıştır. Hafız'ın niçin Feyz yahut Mevlana gibi kolay, anlaşılır değil de zor şiirler yazdığını bilmemiz için, bulunduğu ortam, zaman şartları ve toplumsal kültürü de göz önünde bulundurmamız gerekir. Hafız'ın dönemini iyice bildiğimiz takdirde, ancak o zaman bunun cevabını verebiliriz. Kesinlikle bir şiiri şairinden, onun dünyaya bakışından, şiir yazmaktaki amacından ve yaşadığı şartlardan özelliklede kişilik özelliklerinden ayırarak anlamaya çalışmak ve bu şekilde değerlendirmek çok yanlış olacaktır.

Dolayısıyla Hafız'ın gazellerindeki kapalılık, karşımıza biraz da okurun meselesi olarak çıkmaktadır. Şairin baktığı ufukları görenlerin, dilinin şifresine aşina olanların özellikle de şiirin içinde hayatı, hayatın içinde şiiri birlikte idrak etmek cehdini taşıyanların önünde çokta kapalı bir divan değildir Hafız'ınki.

Aslında Hafız'ın şiirlerinin zor olması işte bunda yani sözlerinin değişik yönlere çekilebilmesinde yatmaktadır, öyle ki çok farklı dünya görüşü ve ideolojilere sahip kimseler onun şiirlerine sahiplenmektedirler. Hafız, hem Allame gibi büyük ariflerin secdegahının kenarında ve hem de şarkıcıların dilinde.. herkes Hafız'dan kendi kapasitesine ve dünya görüşüne göre bir şeyler bulmakta. Kimi mecazi aşklarında, Hafız'ın şiirlerini etrafı yanık güzel kokulu aşk mektuplarına yazıyor, kimi de kunutunda Rabbiyle münacatında okuyor. Belki de bu yüzden "lisan'ül gayb" olarak adlandırılmıştır. 

Hafız; "yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir"  emrine hemen uyarak bir ömür fıtratı üzere yaşayan,  "Allah'ın yaratışında değişme yoktur" uyarınca tertemiz kalmasını başarmış büyük insanlardandır, "fakat insanların çoğu bilmezler."

"Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resulüne uyun" mesajını aldıktan sonra kendisini ilim ve amel sıfatlarıyla donatarak Rabbe doğru urucu gerçekleştiren, "ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer" bilinciyle de kalbinin kapılarını Allah sevgisinden başkasına açmayan,  "siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız"ı da bu dünyada müşahede edendir.

O; "sevin Allah'ı" nidasına lebbeyk diyerek nice zorluklara karşı mücadele veren, nefisle olan büyük cihadı kazanmak için durmaksızın alnının terini akıtan ve bu uğurda her türlü cefaya "hoş geldin" diyebilendir. Bunun neticesinde de "Allah sizi sevsin" mükâfatı ona verilmiştir. Böylesi büyük değere ulaşan Hafız bencil de değildi, kendisinin ulaştığı güzelliklere başkalarının da ulaşması için elinden geleni yapmıştı, zaten bütün şiirleri bizi Rahman'ın sevgisine ulaştıracak bir ders ve elden tutma niteliğindedir, "böylece istediğini hidayete erdirir." Bu noktada Onun şiirleri bir yolculuk şiiri (simorg) olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yolculuk kimi zaman içeriden dışarı yani hayata, eşyaya, insanlara ve olaylara, kimi zaman da dıştan içeridir.

Evet, gönlü yanık, gözü yaşlı ve tüm şiirlerinde gönlü yanık gözü yaşlı olmanın yolunu gösteren büyük insandır Hafız. Zira bu yüzdendir ki Feyz Kaşani gibi büyük âlim, arif, filozof hepimize seslenerek mutlaka onun şiirlerini okumamız gerektiği nasihatini vermektedir.

Ey yâr! Mehân zi eşar illâ gâzeli Hafız,  Şirin ne boved ey yâr! İllâ gâzeli Hafız.

Dost!
Şiir okuyacaksan, okunacak yalnız Hafız'ın gazeli, 
Gönlü hoş ve mesrur eder yalnız Hafız'ın gazeli, 
Başka şairlerde azdan çoktan bir şey bulursun,
Oysa baştan sona sırlarla dolu yalnız Hafız'ın gazeli.

Elin boşsa, üzülme doldurur Hafız'ın gazeli,
Elinden tutup Hakka götürür Hafız'ın gazeli,
Gazelde söz sahibi Sadi'dir bunda şüphe yok,
Fakat gönlü uyandıracak olan Hafız'ın gazeli.

Öyleyse biz de, Hafız'ın gazellerinden birini okuyalım, okurken de sadece vermiş olduğu o tat, manevi hoşluk ve sevinçle yetinmeyip, bize vermek istediğini üstün öğreti ve meramları da yakalamaya çalışalım. İnşallah.

Dilâ be sûz ki suz-i tû karhâ be kuned
Niyaz-ı nîm-şebî def-i sed belâ be kuned
‘İtab-ı yâr-i perî-çehre, âşıkâne bekeş
Ki yek kereşme, telâfi-i sed cefâ be kuned  (Divan-ı Hafız, Gazel: 182)

Gönül yan, senin yanışın nice işler halleder,
Gece yarısı bir dua nice yüz belayı defeder.

Sevgilinin bütün nazına, cefasına aldırma,
Bir göz kırpışı nice yüz cefayı yok eder.

Mülkünden melekûtuna hicapları kaldırır,
Bunu sadece kendi hizmetçisine nasip eder.

Aşkın tabibi İsa nefesli, pek şefkatlidir,
Sende dert görmese hangi derdi deva eder.

Kendini Rabbine bırak, işinle beraber,
Sana kimse acımazken O rahmeder.

Bu karanlık halimden usandım , ne olur,
Umulur ki seherde bana bir dua eder.

Hafız yandı, zülfünden bir koku almadan,
Belki bu arzuya bir sabah yeli vasıl eder.

Bu sitede yer alan bilgiler www.IGDIRLI.com adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Igdir Reklam verin
geri
geri
Araçlar
Copyright © 2012 Iğdırlı Medya Grubu Tüm hakları saklıdır.
IĞDIRLI.COM Yerel Haber, Analiz, Fotoğraf ve Video Portalı.