Bir ülke düşünün, iktidar partisinin bir milletvekili, “ Bize oy vermeyen kişilerin kanından şüphe edilmelidir, bunların kanlarının tahlil edilmesi gerekir.” Diyebiliyor. Bir başkası “80 yıldır bizleri fişlediler, şimdi sıra bize geldi. Bu kez biz onları fişleyeceğiz.” Diye biliyor.Ama yöneticileri bunlara ses çıkarmıyor.
Bir ülke düşünün, binlerce kişinin telefonlarının dinlenilmesi olağan sayılıyor. Binlerce kişi korku ve ürkü içinde yaşamını sürdürüyor. Sıra bana ne zaman gelecek endişesi içinde yaşamak olağan hale geliyor. Üç yıldır telefon dinlemeleri sonucu tutuklanıp içeride bulunanlar “ Ya benim suçum ne ise suçumu söyleyin, ya da cezamı verin yahut beni serbest bırakın.” Feryadını yükseltebiliyor.
Bir ülke düşünün, bu ülkede halk yıllardan beridir sürekli bir şeylerle korkutulmuşlar. Bir zamanlar “Bu kış ülkeye KOMİNİZM gelecek.” Denildi. Şimdi ise yönetime karşı duranlar, çakma darbecilikle suçlanıyorlar. 28 Şubat’ta ki, 27 Nisan’da ki muhtıraların sonucuna bakalım. Bundan kim kazançlı çıktı. O muhtırayı veren Genel Kurmay Başkanı ne ile ödüllendirildi?
Bir ülke düşünün, ülke başbakanı komşu ülkelere emir verir gibi akıl verebiliyor. Cumhurbaşkanı komşu bir ülkeye gidip “Elinizi çabuk tutun .” Diyebiliyor. Ama bir başka ülkenin Büyük Elçisi ve Avrupa Birliği Parlamentosu Türkiye’de ki gelişmelerden kaygı duyduğunu dile getirince, “ Bizim içişlerimize kimse karışamaz.” Diyebiliyoruz.
Bir ülke düşünün, 1923’ten beri İRTİCA Türkiye Cumhuriyeti için bir tehlikedir. Ama yönetim MGK’nın olağan toplantısında İrtica tehlike olmaktan çıkmıştır. Deyip MGK’nın Kırmızı Kitabından irtica sildirilebiliyor.
Bir ülke düşünün, ülkede ki cemaatlerle ilgili yazı yazan, kitap derleyen tüm kişiler tutuklanabiliyor. Bunlar hakkında soruşturma açan savcılar, emniyet müdürleri işten el çektirilip açığa alınabiliyorlar.
Bir ülke düşünün, 12 Eylül döneminde bile en fazla 31 gazeteci tutuklanmışken şimdi 68 gazeteci tutuklu, 2004 gazeteci soruşturma ve yargılanma aşamasındadır. “BASIN HALKIN SESİDİR.” Özdeyişini yalanlar gibi “Sen yönetim hakkında nasıl yazı yazabilirsin, sen nasıl ve niçin falancılarla telefonda konuşabilirsin?” Gibi sudan bahanelerle kişiler suçlanabiliyor.
Bir ülke düşünün, bir zamanların yöneticisi “GÜN GELECEK TÜM REKTÖRLER TÜRBANA SELAM DURACAK .” Bu yöneticinin cenaze törenine katılan milyonlarca kişi ile birlikte tüm ülke yöneticilerimizin hiç birinde bir tek TÜRK BAYRAĞI bulunamıyor. Hiçbir kimsenin ağzından vatan, bayrak ile ilgili slogan atılamıyor.
Bir ülke düşünün, kişiye özgü aflar çıkarılabiliyor. Otuz aylık mahkumiyet cezası önce ev hapsine, sonra tamamen af edilebiliyor. On iki buçuk trilyonluk para cezasının on bir buçuk trilyonluk kısmı bağışlanıyor. Geriye kalan bir trilyonunu ödeyecek bir muhatap bile bulunamıyor.
Bir ülke düşünün, 188 kişinin katili olan domuz bağcı HİZBULLAHCILAR çıkarılan bir yasa gereği serbest mahkeme olmaları için bırakılıyorlar. İki gün içerisinde bu adamlar sırra kadem basıyor. Gerekli önlemler alınmadığından hiç birisi ele bile geçemiyor. Ama suçları sadece düşüncelerini söylemek olan yazar çizerler, profesörler, bilim adamları, eski kuvvet komutanları, kaçması düşünülemeyecek kişiler, sabahın saat beşinde evinden alınarak içeriye tıkılabiliyor.
Bir ülke düşünün, ülkenin yöneticisi “Biz bu tutuklamalarla uzaktan yakından bir ilişki içinde değiliz. Biz bu davanın ne savcısı ne de yargıcıyız. Ama birileri bu davanın avukatıyım diyebiliyor. İddiasını sürdürebiliyor. Fakat bir süre önce ben bu davanın SAVCISIYIM dediğini ne çabuk unutabiliyor.
Bir ülke düşünün, yazılabilecek binlerce örneği olan olaylara rağmen, halen bu düşünceye akın olduğu izlenebilmektedir. Acaba bu düşünce ile bir olmak isteyen kişiler bu vebale ortak olacaklarını hiç göz önüne alıyorlar mı?