Metin YILDIRIM
Kar Beyazı Çekiciliği
 
“ Yine yollardaydım. İçim fıkır fıkır. Sabah saat 04.00 te kalkıp, hızla hazırlandım. Aceleyle okula geldim. Saat beşte, tüm okul hazırdı. Daha doğrusu, 47 kişiden oluşan, otobüs yolcuları. Uludağ’a gidecek otobüse, öğretmen arkadaşlarımı yerleştirdim. Bana yer kalmamıştı. Hostes koltuğunda idare edecektim. „
İlk  keskin  rüzgar,  Topcular’da feribotla  giderken  yüzümü  yaladı.  Çekirge’den  dağa  doğru  tırmanırken, elimdeki “Kayıp  Gül”  adlı kitaba konu olan “Gül”den  ayrılıp, ağaçlardaki  beyazlara  daldım.  Bir  hafta öncesinde yine  buradan  geçerek dağa  gitmiştim  ama,  buradaki  ağaçlarda  kar  yoktu.  Yukarı  doğru  çıktıkça,  ağaçlar  tamamen  kara  büründü. 

Yavaş yavaş  yağan kar  parçaları,  otobüsün camına  yapışıp  su  oluyordu. Ve  ben,  uçsuz  bucaksız  “kar beyazı çekiciliği”nin  gizemine  dalmıştım.  İlgi  ile  okuduğum  “Kayıp  Gül” ü,  bu  beyazlıkta  aradım. Yol  boyunca  sıralanan çam  ağaçları  arasında, bizim  “Kayıp Gül”  yoktu.  Sadece  “beyaz”  vardı., “kar  beyazı”…

Doğaya  aşıktım. Doğanın mavisi, alı,  yeşili,  moru  her bir  rengi,  bir  başka  güzeldi  ama,  son  bir  yıldır,  “kar  beyazı”  beni daha  çok  etkiliyordu. Değişik renklerde  heyecan  duyuyor,  mutlu  oluyordum  ama, “kar  beyazı”  beni  hafifletiyordu.  İçimdeki  yada  üstümdeki  tüm  ağırlıklar  yok  oluyordu  sanki.  Bir  kuş  kadar hafif  ve özgür  oluyordum kar  beyazında…

Bir  yıl  önce,  arkadaşlarımı da “kar  beyazı” ile  tanıştırmıştım.  Onlar da, İstanbul’un  boğucu  havasından kurtulmak,  değişik  bir  gün  geçirmek ve “kar beyazı”nda  rahatlamak için  yola  çıkmışlardı.  Zirveye vardığımızda, kayak  takımlarını  alanlar, karşımda  sıra  oldu. Kısa  bir kayak dersinden  sonra, herkesi  serbest  bıraktım.  İlk  yere  düşenlerin  ayağa  kalkma  çabalarına,  yeni düşmeler  eklenirken  ben, kayakteli (teleski)  ile  zirveye  doğru  çıkıyordum.

Bu  sezonda ki  ikinci  kayışımdı. Yağan  yağmur,  karı  yumuşatmıştı.  Kayaklar, kümelenen kara  takılıyor,   kaymamı engelliyordu.  Öğlene  doğru,  lapa lapa kar  yağmaya  başladı. Aşağı doğru  inen kar  taneleri,  sanki  birbirleri  ile  oynuyorlardı.  Yavaş  yavaş her taraf  yeniden  donandı.  “Kar beyazı”  kendini  yenilemişti.

Bense hızlanmıştım artık. Yukarı  çıkıyor,  değişik pistlerden  aşağı  iniyordum. Her  inişimde  yeni  bir  keşif yapıyor, her  çıkışımda aşağıdaki  kalabalığın  cıvıl  cıvıl  sesleri,  yukarılarda tatlı bir melodiye  dönüşüyordu.  Karla  her  temasımda  beynimdeki,  her nefes  alışımda içimdeki,  her  rüzgar  vuruşunda  üstümdeki,   kötülüklerden  arınıyordum.  

Ayaklarımın  altındaki kıtır kıtır  kar  sesi, ani  dönüşlerdeki  cızırtı  ile  değişiyor, “kar  beyazı” nın  o  muhteşem görüntüsü,  değişik  kayak  okulu  öğrencilerinin  zik zak  çizerek oluşturduğu  tablo ile  tamamlanıyordu. 

O gün  deriiiiin deriiiiin  nefes  aldım. Akşama  doğru, kar  kadar  saf  hissediyordum  kendimi…  “Kar  Beyazı  Çekiciliği”  nin  büyüsüne  öylesine  kapıldım ki,  bir  daha ki seferi iple çekiyorum….Çünkü, beynimi,  içimi ve üstümü arındırmam  gerektiğine  inanıyorum…
Bu sitede yer alan bilgiler www.IGDIRLI.com adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.